Parasını Veripte Alamadığımız Gemiler
27/10/2006Karayollarının yetersiz, uçak sanayisinin de daha gelişmemiş olduğu 1900’lü yıllarda denizyolları ve vasıtaları büyük önem arz etmekteydi. Ticaretin kıtalar arasında gemiler vasıtasıyla yapılması hem deniz ticaretinin hem de savaş gemilerinin önemini arttırıyordu. Bu dönem içerisinde Osmanlı Devleti’nin durumuna baktığımız zaman pek içi açıcı bir durumla karşılaşılmamaktadır. Şubat 1897 tarihinde Girit adasının Yunanistan’a bağlandığı haberi ile yıllarca Haliç’te II. Abdülhamit’in emri ile çürümeye terk edilen gemiler bir nümayiş yapmak üzere Haliç’ten ayrıldılar ama yıllarca kullanılmayan gemilerin birer birer kazanları patlamaya başladı ve Girit’in Yunanistan’a bağlanmasını engelleyemediler. Bu durum donanmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu. Bunun için Osmanlı Devleti’nin denizlerde güçlenmesi gerekiyordu. Yunanistan’da bu konuda önemli adımlar atmış ve Amerika’dan iki dretnot tipi gemi ile İtalya’dan bir savaş kruvazörü almak için sipariş vermişti. Denizlerdeki güç dengesi bu dönemde Yunanistan lehine bozulmuş görünüyordu ve Osmanlı Devleti bu durum karşısında donanmasını güçlendirmeliydi. Bu doğrultuda büyük bir yardım kampanyası başlatıldı. Çeşitli gazeteler gemi alımı için bağışların yapılması için yayınlar yapıyorlardı. Bu kampanya kısa zamanda o kadar gelişti ki halk elinde olup olmadığına bakmayarak ne var ne yoksa bağışlıyordu. Artık kahvehanelerde bile yardım amaçlı paralar toplanıyordu sonuçta gemi almak için büyük bir meblağ toplanmıştı bu paralar ile Almanya’dan Turgut Reis ve Barbaros adlı zırhlılar alınıp donanmamıza eklenmiştir.
1911 yılında Osmanlı hükümeti İngiliz Vickers tersanesine Reşadiye adı verilecek bir zırhlının yapılması için sipariş vermişti. Bunun yanında daha küçük çapta birçok gemi alımı içinde Fransız ve İngiliz firmalara siparişler verilmişti. Reşadiye gemisi 1913 yılında teslim edilecekti.
1911 yılında Arjantin ile Brezilya arasında denizlerde daha güçlü olmak adına kıyasıya bir rekabet yaşanıyordu. Bu vesile ile Brezilya, İngiltere’deki Armstrong adlı şirkete bir dretnot almak için siparişte bulunmuştu. Geminin adı da konulmuştu: Rio de Janerio. Fakat iki yıl kadar sonra Arjantin ile Brezilya arasındaki ilişkiler yumuşamaya başlayınca Brezilya’da hiç geciktirmediği taksitleri aksatmaya başladı ve daha sonra da gemiyi almaktan vazgeçti. Bu durum karşısında gemiye yeni bir talip bulunmalıydı. Bunun için Yunanistan ve Osmanlı Devleti en uygun devletlerin başını çekiyordu. Osmanlı hükümeti de bu gemiyi programlarına almışlardı. Sonuçta iş Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasındaki ihaleye kaldı ve bu gemileri almak için en uygun teklifi Osmanlı Devleti verdi. Bu gemiler için yapılması gereken ödenek, dönemin şartları göz önüne alındığı takdirde büyük bir meblağa tekabül ediyordu. Yunanistan’ın almış olduğu gemilere karşılıkta Osmanlı yöneticileri ve halkı da bu gemiyi istiyorlardı. Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasındaki açık arttırmada Osmanlı Devleti, Paris’te bulunan Perrier Bankası’ndan % 12,5 faizle 4 milyon sterlin kredi kullanarak Rio de Janerio adlı gemiyi satın alıyordu. Sultan Osman-ı Evvel adı verilen bu gemiyi Osmanlı Devleti’nin alması başta Rusya olmak üzere Yunanistan’da büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Yunanistan durumu protesto ediyordu Rusya’da bu geminin Osmanlı donanmasına katılmasını geciktirmek için İngiltere nezdinde girişimlere başlamış ve yeni gemi yapımları için programını hazırlamıştı. Gerçektende ilerleyen zamanlarda görülmüştür ki gemilerin yapımı uzadıkça uzamıştır. Bu konuda gitgide şüpheler artmaktadır. 27 Temmuz 1914’te Reşit Paşa vapuru ile Sultan Osman’ı teslim almak üzere, Bahriye Nazırlığı’nı ve Osmanlı Devleti’ni temsilen Rauf Bey İngiltere’ye gitmiştir. Bu dönem içerisinde Rauf Bey’de bu durum hakkında Bahriye Nazırı Cemal Paşa ile görüşerek İngilizlerin Sultan Osman gemisini bitirmemek için her gün yeni bir bahane icat ettiklerini belirtmiştir. Rauf Bey gemiyi en son 2 Ağustos’ta istediğini belirtmiştir. Fakat 3 Ağustos’ta Churchill’in vermiş olduğu emirle Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarına İngiltere tarafından el konulur. Churchill’in bu tavrı genel savaşın çıkmasından dolayıdır. Bu genel savaş içerisinde topraklarını el geçirmek amacıyla uğraştığı Osmanlı Devleti’ne bu gemilerin verilmesi bir anlamda kendi çıkarları için büyük bir tehlike arz edecekti. Dönem içerisinde bir geminin bile güç dengesini bozduğu bir dönemi göz önüne alırsak bunun doğruluğu da ortaya çıkmış olur. 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi ile Avrupa’da başlayan savaş her tarafı sarıyordu. Nitekim bu durum içerisinde de İngiltere’nin Osmanlı’ya gemileri vermesi beklenemezdi. Rauf Bey bu durumu anılarında şöyle anlatmaktadır ‘’Sultan Osman süvarisi olarak üç aydır Londra’da bulunuyordum. İlk önce Brezilya Hükümeti adına Armstrong tezgâhlarında inşa edilmişken, bu hükümetle Şili ve Arjantin’in donanma yapmamak hususunda anlaşmaları üzerine hükümetimiz tarafından satın alınarak ‘’Sultan Osman’’ adı verilen bu dretnotu teslim alıp memlekete götürecek olan bin kişilik mürettebat ve askerim de, Reşit Paşa vapuruyla İngiltere’ye gelmişti. Geminin son taksiti olan 700 bin lira da ödenmişti. İşleri biran önce bitirmek için denemelerin bir kısmından vazgeçerek fabrika ile 2 Ağustos 1914 günü geminin, bize teslimi konusunda anlaşmıştık. Fakat parayı verişimizin ertesi günü için kararlaştırılan sancağımızı çekme törenine zamanından yarım saat önce İngilizler ‘’Sultan Osman’’a el koydular.
Dünyanın birbirine girdiği günlerdi. Bir hafta önce, 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan Sırbistan’a savaş ilan etmiş, arkasından çorap söküğü gibi bir boşanışla Ağustos’un dördüne kadar ki hafta içinde Almanya, Rusya, İngiltere ve Fransa’da Almanya’ya savaş ilan ederek Avrupa anakarası baştanbaşa bir savaş alanı haline gelmiştir.
Birdenbire içine düşülen bu karışık durumu bahane ederek İngiltere ‘’Sultan Osman’’dan sonra Vikers tezgahlarında inşası tamamlanmış ‘’Reşadiye’’ dretnotumuzla gene orada Şili hükümeti adına inşa edilmişken hükümetimiz tarafından satın alınması kararlaştırılıp pazarlığı da yapılmış olan iki torpido destroyerine de el koydu.
Gerektiği şekilde, şiddetli protestolar edildiyse de kimse oralı olmadı. İngilizler yayınladıkları bir beyanname ile, hangi devlete ait olursa olsun İngiliz tezgahlarında inşa edilmekte olan savaş gemilerinden hiçbirinin hiçbir vesile ile İngiltere kıyılarından uzaklaştırılamayacağını duyuru ile gemilerimize ambargo koymakta ısrar ettiler’’. (Mim Kemal Öke, Erol Mütercimler, Sultan Osman, E yayınları, İstanbul 1991, s. 14–15). Buna karşılık İstanbul’daki İngiliz büyükelçiliği Osmanlıya bu konuda şunu söylemektedir:
‘’ Britanya Majestesi hükümetinin emriyle İngiltere büyükelçiliği şunu bildirir ki Sultan Osman ve Reşadiye adlı Omsalı gemileri ile Şili’ye ait iki savaş gemisinin alıkonulması öteden beri savaş halinde İngiltere’ce tutulan yola uygun olarak yalnızca askeri ihtiyaçlardan doğmuştur.
Britanya Majestesi hükümeti Osmanlı halkının fedakârlığı sayesinde elde edilen bu gemileri alıkoymak zorunda kalmış olmasına çok teessüf eder, hele ki bu olay halk arasında bazı anlaşmazlıklara yol açmıştır.
Bu anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak için halka bildirilir ki Britanya Majestesi hükümetinin büyükelçiliği Osmanlı hükümetine şu yönü bildirmekle görevlendirilmiştir. Eğer savaş sırasında bu gemilerin Britanya hükümetine lüzumu olmazsa bunlar Türkiye’ye geri verilecektir. (Öke, Mütercimler, a.g.e. , s. 80)
İstanbul büyükelçiliği tarafından İngiltere hükümeti adına her ne kadar bu gemiler lüzumu olmazsa Türkiye’ye verilecek dese de bu gemiler Osmanlı Devleti’ne verilmemiştir. Savaş ortamını göz önünde tutarak bunun ihtimalinin düşük olacağını söyleyebiliriz ama hiç olmazsa bu gemiler için son kuruşuna kadar ödenen yaklaşık yedi buçuk milyon altın liranın geri verilmesi gerekirdi fakat buda verilmemiştir. Ve bu olay tarihe Osmanlı’nın gasp edilmiş hakkı olarak geçmiştir. Kendini savaşın dışında tutmaya çalışan Osmanlı Devleti de yapılmış olan bu gasp ile kendini Almanya’nın yanında bulmuş ve İngiliz zırhlılarının önünden kaçarak Çanakkale Boğazı’na giren Goeben ve Breaslau Alman savaş gemileri alındı gibi gösterilerek İngiltere’nin müttefiki konumundaki Rusya’nın limanlarını topa tutmak için Karadeniz’e açılmıştır. Böylelikle İngiltere’den son kuruşuna kadar veripte alamadığımız gemilere karşılık, Almanlardan kendi yanlarında savaşa girmek oldu bittisiyle iki gemi almış oluyorduk.
Hasan AYTEKİN
